Ana Sayfa Erkek Bekar erkekler Meyhanedeki kadın

Meyhanedeki kadın

PAYLAŞ

Çok uzun zaman olmuştu Süper Restorant’ta bir şeyler içmediğim. Adı Ali olmasına rağmen ‘Hakkı abi’ diye seslendiğim garsonu bulunan meyhanede daha doğrusu. Bir zamanlar Semra’yla her pazartesi gelirdik oysa ki. Ama o İngiltereye taşınınca ben bu geleneği 1 ay kadar anca sürdürebildim. Son gidişimin üzerinden 3 yıl geçti. Sanırım.

İçeriye girerken o ayrılığı hiç yaşamamış gibi hissettim. Sanki geçtiğimiz pazartesi oradaydım, sanki ‘Duvardaki Kadın‘ filmini dün izlemiştim.

Girdiğimde direkt onunla göz göze geldim. Kimse de yoktu ondan başka zaten. 40’lı yaşlarında bir kadın. Belki de daha fazla. Önündeki çay bardağının yarısı rakı doluydu. Önünde de 4’te 3’ü kalmış büyük şişe. İstem dışı olarak kafamla selam verdim. Aynı hareketle cevap verdi bana. 2 yan masasına oturdum. Tavuk şiş ve 1 duble rakı siparişimi verdim Hakkı abiye.

Siparişimi beklerken kadını izledim. Yasak olmasına rağmen sigarasını yaktı. Küllük bile istedi. İtirazsız geldi küllüğü.

Bir şeyler mırıldandı. Şarkı gibi ama değil gibi de. Sanki gündelik bir konuşmasına ezgi ekliyordu. Anlamaya çalışırken tekrar gözgöze geldik. Bir an utandım aslında ama meyhane samimiyetine güvenerek gülümsedim. Yine aynı şekilde karşılık verdi. Sigarasından derin bir nefes daha çekti, üfledi ve bana dedi ki:

-Gel arkadaş olalım genç, yabancı gibi durma.

Teklif beni inanılmaz mutlu etti. Saniye geçmeden masasına geçtim. Oturdum karşısına.

-Merhaba. Diren ben.
-…
-…
-Memnun oldum, arkadaşım.
-Ben de memnun oldum ama isminizi bilmiyorum.
-Benimle içeceksen kim olduğumu sorma. Yıllardır acı çeken gariplerden biriyim işte. Senin gibi, diğerleri gibi. Yorma kendini, içelim boşver.

İlginç bir tanışma faslıydı.
Hakkı abi tavuğumu ve rakımı getirdi. Yeni arkadaşım, arkasından ‘Ali abi! Arkadaşımın hesabını bana yaz!’ diye seslendi. Mahçup hissettim ama itiraz etmedim. Rakı masasında büyüğün üstüne söz söylenmez.

-Biliyor musun arkadaş, daha 3 bardak içtim. Bak görüyor musun, yine sarhoş oldum. Çünkü ben çok dertliyim arkadaş. Dertlilerin çilesi daha doğarken başlar.

‘Neyiniz var’ diyemedim. Arkadaşlar sormaz. Anlatılacak bir şey varsa anlatır arkadaşlar zaten.

-Bak arkadaş, intihar aslında güzel bir şeydir. Aksini iddia edenler çok olsa da kesinlikle muazzamdır. Çık şimdi şu İstiklal’e, sor ‘hiç intiharı düşündünüz mü?’ diye %90’ı ‘evet’ demezse adi şerefsizim. Ha sonra tekrar sor ‘evet’ diyenlere ‘Neden vazgeçtiniz?’ diye, ‘Günah diye vazgeçtim’ der bir çoğu. Aslında günah falan değil. İnsanlar gizemi seviyor, maneviyata kanıyor. Bu olay insanlığın ilk yıllarından beri var. Bir insanı ‘bak hayat çok güzel, sana kız/erkek mi yok, her şey düzelir’ diye intihardan vazgeçiremezsin. Ama ona bunu yapman ‘günah’ de, bak nasıl vazgeçiyor.

Bu muhabbete nereden geldik bilmiyordum. Ama kadını dinlemek hoşuma gidiyordu. Daha önce çok kişiden ‘günah olduğunu bilmesem intihar ederdim’ lafını duymuştum. Kadının teorisi çok da ütopik değildi açıkçası. Devam etti:

-İntihar eden hakkında ‘kendi için yaptı, öldü, kurtuldu’ demek de yanlış. Çünkü intiharların çoğu biri yüzündendir. Nadir olanı bir olay yüzündendir. Yani intihar eden kişi aslında kendini kurtarmak istemiyor, birini de cezalandırmak istiyordur. Bir kişiyi ölüme sürükleyen bir insan, o kişinin ölümüne ne kadar üzülür, o ölüm ona bir ceza olur mu tartışılır. Ama ölen kişi son anında o kişiyi düşünüyordur.

-Gerçekten sizinle tamamen aynı düşündüğüm yerler var, arkadaşım. Böyle düşünen milyonlarca insan olduğuna da eminim. Garip olan 2 saat önce tanışan iki yabancının rakı masasında bunları konuşması. Hem ben de şeytana inanmam mesela. İnsanların kötü bir şey yaptıklarında ‘Şeytana uydum affet beni’ demeleri için uydurduğu bir bahane olarak görürüm. Sizin ‘günah’ teorinizle benziyor biraz sanırım.

Gülümsedi. Sadece gülümsedi. Ama beni onayladığını hissettim.

Saatler ilerlemişti. Ben de 4’ü devirmiştim. Sonra ‘satılıyor’ dedim.

-Efendim?
-Satılıyor arkadaşım satılıyor.
-Ne satılıyor genç?
-Biz onunla bir çok yere gittik. Kafeteryalar, restoranlar, çay bahçeleri… Ama sadece bizim gittiğimiz bir yer olmadı. Yani onunla gittiğim bir yere ya ondan önce ya da ondan sonra başka biriyle mutlaka gittim. O da aynı şekilde. Yani ‘burası sadece bizim’ dediğimiz bir yer olmadı hiç. Daha doğrusu bir yer oldu. Aksaray’da bir tekstil dükkanının önü. Önünde otobüs durağı yanında da bakkal var. Orada o kadar konuştuk ki… Sinemadan, siyasetten. Bir sürü şeyden. Sonra bakkaldan içecek bir şeyler aldık, tekrar devam ettik. Dakikalar nasıl geçti anlatamam arkadaş. Belki de saatler. Ben orada sabahlayabilirdim. Üstelik götümüz tam da oturmamıştı dükkan önündeki taşa. O rahatsızlıkla o kadar rahat oturduk orada. İşte benim o dükkanın önünde başka biriyle konuşma imkanım yok. Onun da yok. Aslına bakarsan bizim onunla birlikte tekrar orada olma ihtimalimiz de yok. Ama işte orasıydı bizim özel yerimiz. Buraya gelirken önünden geçtim. Mağazayı boşatlmışlar ve üzerine ‘bu dükkan satılıktır’ yazısı asmışlar. İnsan üzülüyor be arkadaş. Çok üzülüyor insan.

Gecenin ilerleyen saatlerinde masaya meyve tabağı geldi. Ayrılık vakti yaklaşıyordu. Konu epeyce dağıldı zaten. İntihardan, özel yerlerden konu çok başka yerlere gelmişti. Hatta bir ara ‘Arda sakat olmasa Atletico sikertirdi’ falan diyordu.

Ben kalkmak için izin istedim. Yine başıyla onayladı.  Hakkı abiye ‘Gel meyhaneci baba, bütün hesaplar benden’ diye seslendi.

-Ben sizinle tekrar içip konuşmak isterim. Cumartesi 8 gibi yine burada buluşalım mı?
-Cumartesi 8 gibi intihar edeceğim.
-Peki Cuma?
-Burada olurum.
-İyi akşamlar, arkadaşım.