Ana Sayfa Kadın Bekar Kızlar Kadın ile Erkeğin Masum Oyunu – 2

Kadın ile Erkeğin Masum Oyunu – 2

PAYLAŞ

Doğanın sonsuz şarkısı, içindeki mırıltılara dek en küçük ayrıntısıyla duyulmaya başlanır. Kadın da erkekte bu seslerin şimdiye dek duyulmamış olduğuna şaşırır.

Sanki kendilerinden saklanmış şifreleri çözmüş gibidirler…

Daha önce farkedilmemiş, ‘gereksiz’ olan herşey büyülü bir biçimde netleşmiş ve ortaya çıkmıştır.Daha önce dönüp bakmaya değer görülmemiş ‘farkedilmemiş’ herşey gibi…Bir yaprağın düşüşü… mum ışığının titreyişi… nefes nefese kalmanın güzelliği… ‘o’na götürecek olan otobüsü beklemenin keyfi… tüm gün susmayan telefonu çalmasını isteyecek hale gelmek… ve bunların tümünün şaşkınlığı.

Olağan dışı bir ayıklama ve netleştirme yeteneği oluşur. Artık herşey başkadır… Yaşam, dünya, ‘diğerleri’, tüm anlamlar, toprağın kokusu, varlık nedeni, evren… bambaşkadır.

Aşk…İnsanoğlunun en garip ve muhteşem durumu..

Kontrolün teslim edildiği, enerjinin tüm hücrelere gizemli bir el tarafından yüklendiği ızdıraplı bir sevinç… Saçmalamaların kolayca yapılıverdiği zevkli bir beyin şoku. Bir hastalık hali ve yeniden doğmuş olma duygusu, sanrılı, sancılı bir düşün gerçeğini uyanmak istemeden yaşama durumu.

Tüm hücrelerin aynı amaç için işbirliği yaptığını hayretler içinde farkeder insan. Ten renk kazanır, yüz pembeleşir. Kaslar dirileşir, metabolizma hızlanır, bakışlar ışıltı kazanır, kalp atışı aralıksız olarak hızlanır.Haz ve istek tüm bunlara ayak uydurur. Herşey tırmanıştadır bedende…

Doğanın bu inanılmaz yüzü gösterisini başlattığında beyindeki tüm kimyalar ve dengeleri değişir… ve… en güzel tarafı… hangi yaşta olunursa olunsun, nedeni belirsiz bir karın ağrısı yaşanır. Öyle bir karın ağrısı ki adeta insanın içinde uçmak için sabırsızlanan bir kelebek sürüsü oluşmuştur.

Bana göre insanoğlunun ‘kelebek evresi’ budur işte…Sizi temin ederim ki o kelebekler, aşkın en güzel anlarında uçuyorlar… Ve asla aşktan önce bitmiyorlar, tükenmiyorlar…

Mantığın dertop edilip geçici bir süre bir kenara kaldırıldığı, şiddetle yaşanan bir duygu patlaması dönemidir bu. Hüzün, neşe, öfke, başeğme, başkaldırma, kıskançlık, hasret, ümit, ümitsizlik, huzursuzluk, mutluluk, mutsuzluk, eşsiz doyum, doyumsuzluk, taş sabrı, sabırsızlık, kabullenme, reddetme, açlık, tokluk,rüyada olma hali, uykusuzluk, bağlılık, bağımsızlık ve bilinen tüm duygular… Hepsi nasıl oluyorsa bir evrede yaşanıyor ve hatta bu duygular aslında çağlıyor. Bu derece duygu yoğunluğu ve şiddeti başka hiçbir durumda yaşanamıyor. İşte bu yüzden muhteşem aşk… İnsanın en özünün kontrolsüzce çağlayışı…

Bu; tutkulu bir tango gibidir. Danscılar birbirini arzuyla yakan iki ateş parçası gibi sıcak ve hem de tehdit eden bir dansa kapılmış gibidirler. Birbiriyle savaşan ve vazgeçemeyen, siyah ve kırmız, kan ve ter bir dans…

Bu yüzden ‘aşka düşülür’, ‘aşk ateşi ile yanılır’, ‘aşka tutulunur’, ‘aşka kapılınır’, ‘aşk acısı’ çekilir. Hiçbir tanımlaması bile sıradan bir duygu ifadesi ile yapılamaz. Hatta daha çok olumsuzluk etkileri veren tanımlar söz konusudur. ‘Ümitsiz aşk’, ‘acı aşk’, ‘aşk sarhoşluğu’, ‘aşkın kölesi olmak’… Bu tanımlar kontrolün hep başka bir yerde olduğuna işaret ediyor.

İşte bu yüzden insan, hayatının en büyük hatalarını bu evrede yapabiliyor. Aşka düştüğünde, kaderinin yolunda hiçbir uyarının engel olamayacağı ilerlemeye başlıyor. Karşısındakinin kusurlarını büyülenmiş gibi göremediğinde şeytanı gülümsetecek kadar yanlışlar yapabiliyor. Yanlış bir insanla da evlenebiliyor, bir dokunuş uğruna evliliğini de yıkabiliyor, hatta Truva’lı Helen misali uğruna savaşlar açılabiliyor. İnsan; işinden, mesleğinden olabildiği gibi, saygınlığından, değerlerinden olabiliyor. Bir uyuşturucu bağımlısı gibi, elde etmek ve ‘kavuşmak’ uğruna edindiği herşeyden vazgeçebiliyor.

‘Bir tek bakışının kölesi olduğum sevgili,
Aşkının ateşiyle kor olmuş bu yüreği
Elinle vereceğin zehirle susturmaktır emelim
Tutuşmuş bedenimin çaresiz hasreti,
Sürgünü bitmeyecekse sinene terimin…’

Kadın ile erkeğin bu en masum oyunu; verdiği zararlarla kabusa da dönüşebiliyor ve ne yazıkki aşık olmuş kişi aşk bitmeden bunu farketmiyor ya da aldırmıyor.

Bir tür uyuşturucu etkisi yapan aşk; verdiği hasarları bitene dek hissettirmiyor.

Bu yüzden aşk aynı zamanda ‘zehirli şerbet’, bir tür ‘acı bal’ ve bir ‘ateşten gömlek’ değil midir?…
Hem ‘aşka düşmek’ için çırpınıp hem de ‘düşmek’ten korkmaz mıyız?…

Tüm paradoksların, çelişkilerin ve trajedilerin dokusuyla oluşmuş bu ‘kelebekler evresi’nin ne kadar süreceği bilinmezken, diğer tüm evrelerden kısa sürebileceği biliniyor. Araştırmacılar en fazla 3 yıl sürebileceğini söylüyorlar. Zamanla biteceği nerdeyse kesin olan bu hummalı durumun kanımca diğer bitiş ümidi ‘kavuşmak’tır.
Yani aşk, zamanla ve kavuşunca bitiyor.

Bir başka açıdan bu duruma ‘aşk, kavuşamama durumudur’ diyebiliriz. Mutlu ya da mutsuz sonlarla da bitse, zamanla ve kavuşunca bitiyor bu zalim, küstah ve
şımarık aşk…

Mutsuzlukla veya ayrılıkla biten aşk bir yana, yakışıklı bir sevgiye dönüşerek büyük bir mutluluğa da ulaştırabilir. Derin ve güzel bir sevgiye dönüşen aşklar kadın için de erkek için de en güzeli olmalı. Böyle bir durumda kadın ve erkek; şiddetli, bencil, hoyrat ve yorucu bir yolculuktan sonra, güvenli, berrak, aydınlık ve
sakin bir hayat kıyısına ulaşmış başarılı yolcular gibi olacaklardır.

Böylece ‘yakıcı aşk’ yerini ‘derin sevgi’ye bırakır. Bu da hayatın en güzel şarkısıdır.

Sonraki bölümde ‘sevgi’ alanında gezineceğiz.

Kadın ile Erkeğin Masum Oyunu – 1’i okumadıysanız tıklayın!

Nilgün Kaya