Ana Sayfa Yaşam Alanı Spor Yeşil Sahaların Maestrosu: Xavi

Yeşil Sahaların Maestrosu: Xavi

PAYLAŞ

xavi

O, Barcelona ve İspanya’nın kilit adamı. Peki, onu bu kadar iyi yapan ne? Ve adını neden bu kadar geç duyduk? Xavi Hernandez bütün bunları açıkladı.

Kimi izlemekten zevk alırdım, size söyleyeyim” diyor Barcelona’nın muhteşem orta sahası Xavi Hernandez. “Matt Le Tissier. Küçük statlı küçük bir takım olan Southampton’da oynardı. Ama takımından asla ayrılmadı. Sürekli teklif alırdı ama o kalbinin ait olduğu yerde kalmayı tercih etti. Ben de Barça’nın Matt Le Tissier’iyim. Bir sürü teklif aldım ama burada kaldım.”

“Milan beni küçük yaşta transfer etmek istedi. Ve Manchester United. Ferguson’un ağabeyi menajerimle konuşmuştu. Ancak buradan asla ayrılmam. Para hayattaki en önemli şey değildir ve ben hayatım boyunca hep bir Barça taraftan oldum.” Xavi, Barça’nın yeni modern antrenman tesisinin içinde bir koltuğa oturmuş etrafı izliyor.

İçlerinden birisi manşetinde Xavi’nin son 40 yılın en iyi oyuncusu olduğu yazılı olan Madrid yanlısı Marca gazetesini uzatıyor. Xavi’yse okuduklarına gülmeden edemiyor. O, bu tür övgülere aslında alışık: 2006 ve 2009’da iki Şampiyonlar Ligi zaferi, Barça’yla dört lig şampiyonluğu Euro 2008’de turnuvanın oyuncusu ödülü ve yeni öğrendiğine göre de France Football dergisinin Bronz Top ödülü. Takım arkadaşları, deniz kenarında göz alıcı malikânelerde yaşarken Xavi hayatının 29 yılını Barselona’daki Terrassa adlı kasabada geçirmiş. “Barselona’yı seviyorum ama Terrassa’da yaşamak hoşuma gidiyor. Orada yaşamak benim için daha kolay. Yalnız yaşıyorum ama ailem, üç erkek ve bir kız kardeşim bana oldukça yakın bir yerde oturuyorlar. Ve yıllardır hiç değişmeyen arkadaşlarım da öyle.”

2009, Barcelona için benzeri görülmemiş bir yıldı. Sadece Şampiyonlar Ligi, La Liga ve İspanya Kupası’yla kazandıkları üçleme değil, sahada oynanan futbol açısından da muhteşem bir dönem geçirmişlerdi. “Gerçekten de inanılmaz bir yıldı” diyor Xavi. “Çok iyi işleyen bir sistemimiz var ama bu bir gecede ortaya çıkmadı elbette. Çoğumuz bu sisteme Barça’nın gençlik akademisinde ayak uydurmaya başladık. Atak futbolu oynamaya özen gösteririz. Takım, Guardiola’nın istediği tarz oyunu oynayabilecek futbolculardan kurulu. Muhteşem yıldızlardan oluşan bir kadromuz var ama ayaklarımız da yere basıyor.”

Xavi’ye göre bu Katalan özelliklerinden kaynaklanıyor. “Takımda ortak bir hissiyat, bütünlük ve farkındalık anlayışı var” diyerek durumu özetliyor Xavi.

Xavi bu özelliğini hem saha içinde hem de dışında gösteriyor. Tıpkı Barça’nın o sezonki yeni transferi Alexander Hleb’in sponsorlardan en muhteşem Audi’yi istediği zamanki gibi. Xavi, Hleb’e Barça’da bu tarzın hoş karşılanmadığını söylemişti. Veya Rivaldo’nun Kazakistan’daki yeni kulübüne imza atacağı gün orada olmaları için Barçalılardan her birine 100.000 dolar teklif edilirken onun bu teklifi reddettiği ve ailesiyle vakit geçirmeyi tercih ettiği gibi.

xavi1

Xavi geçen yılbaşında arkadaşlarıyla zaman geçirmek için Cenevre’ye uçmuştu. Uçaktaki yolcular onun ne kadar alçakgönüllü olduğunu ve uçak türbülansa girdiğinde nasıl güldüğünü anlatıyor. Hatta yolculardan birisi “Her şey yoluna girecek, Xavi de uçakta!” diye bağırmış. Pasaport kontrol noktasına gelindiğindeyse direkt geçmek yerine Xavi, Avrupa pasaportu olmayan arkadaşlarıyla sıraya girmeyi tercih etmiş. “Hepimiz normal insanlarız” diyor Xavi. “Evet, futbol oynuyoruz, ne olmuş? Birçok insan bizden çok daha ciddi işlerle uğraşıyor. İnsanları eğlendirdiğimiz doğru ama ayaklarımızın da yere basması lazım.

Xavi Vs. MANU

Xavi o gece Kırmızı Şeytanlar’ın saygısını kazanmıştı. Le Tissier’in dediği gibi, o, Premier Lig için biçilmiş kaftan. “Man Utd’ı oldum olası beğenmişimdir” diyor. “İnce, Bruce ve Pallister’lı takıma hayrandım. Daha sonra Cantona geldi. Sonra da Yorke ve Cole. Zamanın en iyi iki forveti! İlk Avrupa deneyimim de Old TrafFord’du.

Durum 2-2’ydi. Luis van Gaal bana ısınmamı söylemişti. Ama o sırada Man Utd, Beckham’ın ayağından frikikten bir gol attı. Gol olduktan sonra stattan yükselen sesi size anlatamam. Kendinizi benim yerime koysanıza. O zaman 18 yaşındaydım ve daha önce sadece Barça’nın B takımında, 1.000 kişinin önünde sahaya çıkmıştım. İdmanlara giderken metroya binerdim. İlk defa 50.000 kişinin önünde oynayacaktım. Golden sonra van Gaal’in değişiklikten vazgeçeceğini zannettim ama geçmedi. Oyuna girdim ve bir penaltı kazandık: 3-3. Nicky Butt topa elle müdahale edip oyundan atılmıştı. Daha sonra galibiyet golü için bastırdık ama 3-3’ten de oldukça memnunduk. Ne maçtı, ne atmosferdi ama!

Old Trafford benim için hâlâ Avrupa’daki en muhteşem statların başında geliyor.”

“Futbol İngiltere’de adeta bir din gibi. Taraftarlar takımlarını nereye giderse gitsin takip ediyor. İngiltere’de taraftarlar ilk dakikadan son düdüğe kadar hiç susmuyorlar. Bu içtenliklerine hayranım.”

“İngiltere’deki bütün büyük maçları seyrederim. Bahsetmeyi unuttuğum bir futbolcu var: Paul Scholes. Onu gerçekten çok, çok beğeniyorum. Artık eskisi kadar çok oynamıyor ama zekâsından hiçbir şey kaybetmemiş. İspanya’da rahatlıkla oynayabilirdi ancak İngiltere’de oynadığı kadar rahat oynayamazdı çünkü burada Scholes gibi çok oyuncu var.

Xavi bir futbol dehası olduğunun farkında. Diğerlerinin ne yaptıklarını da umursamıyor. “İngiltere’deki efsane oyuncuların hepsini tanıyorum. Cidden, bana bir tarih sorun ve size o dönemin en muhteşem oyuncularını sayayım. Chris Waddle, Paul Gascoigne ve tabii ki Le Tissier!”

Yani Xavi’nin İngiliz futbolunu sevdiğini söyleyebiliriz. Peki, Premier Lig’de oynamayı düşünür mü? “İsterdim ama maalesef oynayamam. İngiliz futbolu daha fiziksel ve 90 dakika boyunca asla yavaşlamıyor. Sadece Man Utd ve Arsenal bizim tarzımıza yakın bir futbol oynuyor. Fakat Cesc, Arteta ve Scholes gibi oyuncular hemen kendilerini belli ediyorlar çünkü zekânın fizikten daha önemli olduğu ortada. Xavi de bunun en büyük kanıtlarından.

Alçakgönüllülük büyük bir erdem ama son söylediği de oldukça saçma! “Biz sadece Avrupa Şampiyonası’nı kazandık. İtalya, İngiltere, Arjantin ve Brezilya daha önce Dünya Kupası’nı kazandılar ve asıl favori olan onlar, biz değiliz! Favori gösterilen takımlara neler olduğunu hatırlayın. 1990’da Kamerun karşısında Arjantin, 2002’de Senegal karşısında Fransa… Aşırı güven ve rahatlık büyük bir tehlikedir.”

“Futbol futboldur, politika da politika. Ben Katalanım ama İspanya için oynamaktan da gurur duyuyorum. Euro 2008’i kazandıktan sonra ‘Viva Espana’ şarkısını söylediğim için kimileri demediklerini bırakmadılar. Biraz içkiliydim ama ben politikacı değilim ki! Tarihi biliyorum, Franco’yu tanıyorum ama insanların bana Katalunya ve Madrid’le ilgili sürekli bir şeyler sormaları sinirlerimi bozuyor. Kimse Paul Gasol’a (Katalan ve İspanyol NBA yıldızı) bunları sormuyor. Nedense sadece futbolculara soruyorlar. Ama futbol ve politikayı birbirine karıştırmak gerçekten çok tehlikeli!”

O zaman uygun şartlar hazırlanırsa Xavi, Real Madrid için oynar, doğru mu? “Asla!” diyor Xavi. “Ben fazlasıyla Katalanım ve orada asla oynamam. İki takımda da oynayanlar vardı ama Luis Enrique Gijon’lu, Michael Laudrup Danimarkalı ve Schuster de Almandı.”

Peki ya İspanya’nın şimdiye kadar arka planda kalma konusu? ” Asıl sorunumuz daha önce fiziksel futbola ağırlık vermemizdi. İngiltere veya Almanya bunu yapabilir ama biz böyle oynayamıyoruz. Artık daha kesin bir tarzımız var ve bu tarz Barça’nınkine çok yakın. Takımları yaptığımız seri paslarla yoruyoruz ve her zaman boş alan arıyoruz.”

Bu her zaman Xavi’nin en belirgin özelliği oldu. Alex Ferguson geçenlerde “Xavi asla topu kaptırmıyor” demişti. Xabi Alonso da Xavi’yle İspanya Milli Takımı’nda ilk defa idmana çıktığında aynı tepkiyi verdi. Xavi, Barça ve milli takımda kendisini önceden kabul ettirmiş olsa da 2004’te Bernabeu’da oynanan İspanya-İngiltere maçından sonra göze batmaya başladı.

Maçtan sonra AS gazetesi “Xavi, Maradona’yı anımsatan işler çıkarttı. O nasıl bir dinamizm, o nasıl bir vizyon, o nasıl bir liderlik! Bu nasıl bir orta saha oyuncusu böyle!” diye yazmıştı. Peki, zaman içinde ne değişti?

“İnsanların dediği kadar değişmedim” diyor Xavi. “Tek değişen şey artık belki 20 metre daha fazla ileri çıkmam. Fakat insanlar sadece benden, benim vizyonumdan bahsediyorlar çünkü Iniesta, Messi’ye gol paslarını genelde ben veriyorum. Dünyanın en iyi oyuncuları etrafımda ve kabul etmeliyim ki bu benim işimi oldukça kolaylaştırıyor.” Çok doğru. Ama bu, Xavi’nin sisteme veya takıma ihtiyacı olduğu anlamına gelmemeli. Yakıt, beyin, kukla ustası… Ona ne derseniz deyin.

Xavi’yi motive eden şey kişisel iltifatlar değil kazanılan kupalar. “Eğer kişisel ödül kazanmak isteseydim tenis veya golf oynardım. FIFA Dünyanın En İyi Oyuncusu listesine girebilmek veya Bronz Top kazanmak gibi bir derdim hiç olmadı. Ama kazanmak da her şeyi daha iyi yapıyor elbette. Şimdi bir anda gözde bir oyuncu oldum”

Merak edilen asıl soru Xavi’nin daha ne kadar gözde kalabileceği. “Ayaklanm pes edene kadar oynayacağım. Barça’nın en çok maça çıkan oyuncusu olmak istiyorum. Bu benim için büyük bir onur olur. İkinci sıradayım ve amacıma çok yaklaştım. Barça için herkesten daha fazla maça çıkmış olmanın ne demek olduğunu bir düşünün. Bu benim en büyük hayalim.”

İşte bunu başardığı anda bu küçük adam İspanya’nın Le Tissier’i olacak. Ama daha fazla kupa kazanmış versiyonu.