Ana Sayfa Yaşam Alanı Müzik Bir İki Üç Tıp!

Bir İki Üç Tıp!

PAYLAŞ

Diğer müzikleri susturmakta yarar var… Çünkü 123 röportajı okunmaya ve dinlenmeye değer…

2004’te 3 kişiyle metronomu sağlam tutturarak başlayan 123, Dilara’nın da gruba katılmasıyla herşeyin yapay olduğu bu müzik sofrasına bol enstrümanlı ve bol görsel şölenli bir lezzet olarak oturmayı başarıyor.

Havuzda, karada ve çatıda sergiledikleri performanslarıyla müziklerindeki farkındalığı basit bir biçimde kulaklarımıza sokan bir grup 123. Gerektiğinde akustik olarak kalpleri vururken gerektiğinde ise dev bir senfoni orkestrasının mükemmel işleyen bir dişlisi gibi yerini alabiliyor. Bizde bu müzik kategorilerine bile sığmayan sıradışı grupla kendimizi röportaj yaparken buluyoruz.

123 ile son albümleri “Lara”dan, Can Bonomo’ya, popüler müzikten, en ilginç konser anılarına kadar herşeyi Cicibebeler için konuştuk…

Öncelikle yeni albümünüz “Lara” uğurlu olsun. Bu tarz müziği yapmak Türkiye’de gerçekten cesaret istiyor. Biraz kayıt sürecinden bahsedebilir misiniz?

Berke Can Özcan: Biz daha Arve albümünü bitirmeden Lara’yla ilgili şarkılara çalışmaya başlamıştık ama yeni albümün tohumları geçen yaz atıldı. Dilara Bodrum’dayken, İstanbul’da birkaç parçanın altyapısını hazırlamıştık. Dilara parçaların bizden ayrı vokallerini yaptı. İlk başta Stereo Love gibi bir EPI yapmayı planlarken 7-8 tanesini hazırlayıp, 3-4 günde de şarkı sözlerini yazıp vokallerini yapınca albüm o zaman şekillendi. Şarkılar hızlı bir şekilde oluşunca bizde albüm yapmaya karar verdik. Kayıtlarımızı yapan Can Arkal sağolsun, taş evi güzel bir stüdyoya çevirdi. Mart ayında Dilara’nın Bodrum’daki taş evinde yedik, içtik, çaldık derken albüm ortaya çıktı.

Farklı şehirlerde albüm kayıtlarını yapıyorsunuz. Şehirlerin ruh hallerinin farklı olduğunu düşünürsek bunların albümlere katkıları nelerdir?

Feryin Kaya: Şehirlerin katkıları olmayabilir ama yaşadığınız yerden uzak olmak kesinlikle etkiliyor. Çünkü buradaki problemlerinden sıyrılıyorsun ve işe odaklanmak açısından yararı olduğunu düşünüyorum.

Berke: Kayıt işi çok uzamamalı diye düşünüyoruz. Albümün bütün prodüksiyonu 1 sene bile sürse kayıt denilen şey 1 haftalık bir uğraştır sonuçta.

Lara’nın kayıt sürecinde neler dinlediniz?

Feryin: Bol bol plak dinledik.

Berke: İstanbul’dan bayaa bir plak taşıdık. Ve daha çok Brezilya müzikleri dinledik.

Dilara: Astrud Gilberto, James Blake

Burak: Jazzanova serisinden daha çok dinledik.

123-1

123’ün anlamı

Grubun kuruluş aşamasından biraz bahsedebilir misiniz? Ve 123’ün anlamından? Bir iki üç’ diye mi yoksa ‘Yüz yirmi üç’ diye mi okumamız gerekiyor?

Berke: Biz “yüz yirmi üç” diyoruz ama İngilizce konuşanlar “One, two, three” “Bir, iki, üç” demeleri kolay geldiği için onlar grubu öyle telaffuz ediyor. Ama “Bir, iki, üç” diyenleri de dışlamıyoruz. (Gülüyorlar)

Grubu 2004 yılında kurduk. İlk çalışmaya başladığımız zaman Dilara’yı tanımıyorduk. İlk zamanlar müziğimiz biraz daha lounge, elektro ve nu jazz’dı.

Burak: Aslında biraz daha sinematikti.

Berke: Hikaye olarak parçalar hep 123 metronomundaydı. 123 bizim için bir tempo sayısıydı. Ondan sonra 123’ü apartman numaraları ve daha birçok yerde görünce isim hoşumuza gitti. Hatta ben bugün anneannemin tansiyon aletinde bile 123’ü gördüm. (Gülüyorlar)

Aksel’den sonra çıkardığımız Stereo Love albümündeki bütün parçalar hatta 123 metronumundadır. İlk albüm çıkmadan önce müziğimiz değişmeye başladı. Dilara’da gruba girdiği için müziğimiz başka bir yere doğru gitti.

‘Aksel’,‘Arve’ ve ‘Lara’ albümüne baktığınızda müziğinizdeki temel değişiklikleri söyleyebilir misiniz?

Burak: Aksel, Arve ve Anja’yı ayrı bir üçleme olarak düşündük. Arada Stereo Love ve Lara çıktı. Lara albümünde ise hep beraber bestelerini yapma durumumuz oldu. Dilara bütün sözlerini yazarken bir parçada Feryin’le beraber ben sözlere katkıda bulunduk.

Feryin: Aslında biz değiştikçe müzikte değişiyor. Genel olarak ise sıkıcı olacağını düşündüğümüzden bir önceki albümden daha değişik birşeyler yapmaya çalışıyoruz.

Burak: Sahnede ise hep değişik hallerde çalıyoruz. Bir gün akustik çalarken bir gün daha farklı çalıyoruz.

Berke: Özetlemek gerekirse Aksel albümü daha minimal, enstrümental, basit kafada yapılmış başka bir şeydi. Yer yer vokaller olsada genelde ben söylüyordum. Sonra Stereo Love çok daha elektronik ve Dilara’nın sözlerini yazdığı parçalarla giden bir albüm olarak çıktı. Arve ise Dilara’yla ikimizin beraber söylediği çokca sözlü ama aşırı konsept bir albüm oldu. Tamamen aynı şeylerin ekseninde ısrarla dönen bir albümdü. Lara’ya gelince ise başka konukların olduğu ve farklı dallara yönelmiş, Dilara’nın baştan sona söylediği bir albüm haline geldi.

Hiç popüler işler yapmayı düşünmediniz mi? Bakış açınız nedir?

Burak: Popüler olan şarkılarımız oldu aslında. Çıktıktan sonra Again şarkısını herkes bir ağızdan söyledi. Mecbur çalmaya başladık bu sefer her konserde.

Berke: Biz popüler olsun diye yapmadık ama çok popüler oldu. Geçen bir konserde “Bugün kesinlikle çalmayalım” dedik ama sonunda yine kendimizi çalarken bulduk. (Gülüyorlar)

Çoğu kişi sizi bir müzik tarzı içine yerleştirmeye çalışıyor. Kimi caz’ı sokağa indirmişler derken kimi başka bir şeyler söylüyor. Müziğinizin türü sizce hangi kategoriye dahil oluyor?

Feryin: Cevabını bulamadığımız tek soru herhalde hayatta.

Dilara: Muhtemelen birçok türden geçtiği için bizde bir kategori içine sokamıyoruz.

Müziğe başlarken örnek aldığınız kişiler ve müzik grupları kimlerdi?

Burak: Ortak dinlediğimiz şeyler var ama ayrı ayrıda dinlediğimiz çok müzik var.

Berke: Başladığım dönemde İron Maiden falan dinliyordum. Çok melodik buluyordum. “Temalara bak nasıl değişiyor, acayip” derken şuan bambaşka şeyler dinliyoruz.

Benim merak ettiklerim arasında acaba hepiniz ortak noktada nasıl buluşuyorsunuz?

Feryin: Çok uçlarda birbirimizin dinlemediği şeylerde çıkıyor.

Berke: Burak’ın hala çok sevdiği bir grup var “Shining” diye mesela ben hala dinlemedim. (Gülüyorlar)

“Müziğimizi kimseye hediye etmek istemedik”

Albümleri kendi plak şirketiniz olan Aisha’dan çıkarıyorsunuz. Hem müzik gibi yaratıcı bir işle uğraşmak hem de plak şirketi sahibi olmanın zorlukları nelerdir?

Feryin: En büyük zorluk bürokrasi herhalde.

Berke: Türkiye’de plak şirketi olmanın zorluğu bürokrasi dışında hayal ettiğin şeyi ürüne dönüştürmeye çalışırken cebinden harcadığın para. Özellikle ilk başlarda konserlerden kazandığımız tüm paraları bu işe koymak zorunda kaldık. Özgürlüğümüzü kazanmak istiyorduk. Daha önce büyük şirketlerle iş yaptığımız için yıllarca bu konuda deneyimimiz olmuştu. Bu yola girdik çünkü müziğimizi kimseye hediye etmek istemedik. İstediğimiz ambalajda, istediğimiz raflarda albümümüzü sergilemek istiyorduk.

Başka isimlerle de çalışıp şirketi büyütmek gibi planlarınız var mı?

Berke: Yavaş yavaş başka gruplarda eklenecek.

Benzer tarzda mı olacak yoksa?

Berke: Hiç alakası olmayan müzikler ama sevdiğimiz şeyler olacak. Ringo Jets arkadaşlarımız olur, onlar yer alacak. Klasik müzikten örnekler, Mauna Kea diye post rock yapan bir grup, Farfara gibi pop bir grup var. Yani inanılmaz çağdaş testere çalan birinin müziğide olabilir. Müziğin türünü sınırlamıyoruz.

bir-iki-uc-tip_cg8z[1]

Yeni müzik sektörü hakkında ne düsünüyorsunuz? İnternetten müzik indirimi konusunda?

Feryin: Bence iyiye doğru gidiyor. Bu sorun genelde plak şirketlerinin derdi. İnsanlara bir şeyi mecbur satın aldırmak zorundalar. Müziğimizin internetle birlikte her albümde daha çok kişi tarafından dinlendiğini görüyoruz. CD alan bir nesil olduğumuz için öte yandan bu bana çok garip geliyor. İnsanlar birçok şeye para harcarken sevdiği bir grubun CD’sini almıyor. Ama problem değil yinede insanlar müziği dinlesin yeter.

Grupta tek kadın olmak nasıl bir duygu? Hep hayalinde olan birşey miydi?

Dilara: Güzel bir duygu. Solo bir kariyer düşünsemde bu grupta olmak bambaşka birşey.

Hayalindeki düet nedir?

Dilara: Joni Mitchell olsaydı çok güzel olabilirdi. James Blake uyabilir. Jay Kay ve Sade mümkün olmasada düet yapmak isterdim.

Sade’nin Pearls cover’ınızdan çıkarak cover’lara bakış açınız nedir?

Dilara: Zamanında çok çaldıkları için cover’lara çok karşılar. Ama ben seviyorum.

Berke: Çok iyi, içimize sinecek birşey yaparsak albümüze koyabiliriz. Cover adıyla şanıyla bu ülkede bambaşka birşey. Cover’ında bir adabı var bence.

Feryin: Sıfırdan bir parça yapmaktan çok daha zor bence iyi bir cover yapmak.

Eğer Türkiye değilde İskandinav ülkelerinden birinde müzik yapsaydınız, çok daha popüler olacağınıza ve ilerleyeceğinize inanıyor musunuz?

Feryin: Bir Avrupa ülkesinde yaşamak yararlı olabilirdi. Elimize gelen albümlerin credit’lerini okuduğumuz zaman devlet tarafından desteğin olduğunu görüyoruz. Tabii bu destek çok olunca başka yönlerede yönelebiliyorsun. Vaktimizi sadece müziğe harcayabilsek herşey bambaşka olur.

Avrupa’da bir Türk gruptan beklentiler hep farklı oluyor. Bir grup İstanbul’dan geliyorsa oynamak zorunda hissediliyor. Onların kafaca bizi yerleştirdikleri bir nokta var.

Dilara: Avrupa’da çok fazla rekabet olduğu için artıları ve eksileride var tabii ki.

Berke: Müzisyenlerin aldıkları fonlardan bazen konuşuyoruz. Schengen Vizesi gibi birşeyle uğraşmak zorunda olmasaydık Eskişehir’e gider gibi Berlin’de çalardık. Ama bir araya gelmiş 4 kişi olarak bizde iyi kötü dünyayı dolaşmaya başladık ve bizim amacımız bu müzikle dünyayı gezebilmek.

Dilara: Bir Türk grubu olarak yurtdışına çıkmanında ayrı bir yeri var bence. Türkiye’de yeteri kadar açılınıldığını düşünmüyorum. Bizim müziğimizle gidip herkesin “Aa Türkiye’de de böyle şeylerde yapılabiliyor”u sergilemeye çalışıyoruz.

Berke: Müziği acayip otantik, etnik birşey olarak algılamıyoruz. Birde tabii ki Türklüğümüzle müziğimizin konuşulması kısmında değiliz.

“Can Bonomo’ya Allah kolaylık versin”

Eurovision hakkında ne düşünüyorsunuz? Can Bonomo hakkında yorumlarınızı alalım…

Berke: “Can Bonomo’ya Allah kolaylık versin” diyorum ben. Şu anda İzlanda, Fransa yarışmadan çekilmeyi düşünürken, Bakü’de insanları evlerinden çıkartıyorlar, yarışmayı güzel göstersinler diye. Olay artık müzik yarışmasından çıkmış durumda. Burada mesela “Çocuğa Yahudi misin, değil misin” muhabbeti yapılıyor. O yüzden tekrar “Allah kolaylık versin” diyorum. Bir gecede ünlü olmak gibi cezbeden yönleri olmasına karşın Türkiye’yi darbukayla kanunla tanıtmak zorunda olunduğuna inanmamak gerekiliyor.

Katılmak ister miydiniz?

Berke: Grup içinde isteyenimizde var istemeyenimizde. Ben açıkcası istiyorum. Bir grup oraya gittiği zaman bence olduğu gibi kendisi gibi kalmalı. Müzik yarışması içine girdiğini unutmalı ve kendi yaptığı müziği sergilemeli.

Çok üretken bir grupsunuz. İlerki projeleriniz neler? Anja albümünde düşündüğünüz ilginç enstrümanlar var mı?

Feryin: Görsel ve müzik yönünden büyük planlar var. Şarkılarımızda canlı üflemeliler ve yaylılar olacak. Görsel tarafında ise sürpriz birşeyle çıkacağız.

Burak: Müziğimiz biraz daha sert olacak.

Huzuru bozacağız diyorsunuz?

Berke: Huzur olur ama daha uzun süreninden düşünüyoruz. Yüksek huzur. (Gülüyorlar)

123 olarak çok değişik yerlerde (Örneğin bir havuzda veya bir üniversite çatısında) performanslar verdiniz. Bu tip performanslarınız sürecek mi?

bir-iki-uc-tip_rfdk[1]

Feryin: Gelecek. Havuzla başlarken aslında bambaşka bir tema düşünüyorduk. Bir orman ve kumsal gibi düşüncelerle başladık iş başka yere gitti. Ama süreceğini düşünüyoruz. Bir internet belgeseli gibi video kayıtlarıda düşünüyoruz.

Tekrar senfoni orkestralarıyla çalmak gibi bir projeniz var mı?

Dilara: Seneye tekrar yapmak istiyoruz.

Burak: Orkestrayla çalınmış live performans bir albümde düşünüyoruz.

Sizi dinleyiciler önümüzdeki günlerde nerelerde görebilirler?

Dilara: 10 Nisan’da Babylon’da Nordik Festivali’nin açılışındayız.

Berke: Ondan sonra Brezilya’da Türk temalı İstambul isimli festivale katılacağız.

Dilara: 29 Nisan’da ise İstanbul Kanyon’da internettende canlı yayınlanacak bir konser vereceğiz.

Unutamadığınız bir konser anınız var mı?

Burak: Benim en çok heyecanlandığım anlardan biri Eskişehir Orkestrasıyla çalmadan önceydi. Elim ayağım titredi.

Dilara: Her konserde birşeyler oluyor aslında. Birgün İtalya’da çalacağımız mekan el değiştirmişdi. Ertesi gün yeni sahibi geleceği için konser başlamadan önce duvarlar boyanıyordu.

Berke: Hayatımızda böyle bir durumla karşı karşıya kalmamıştık. Duvarlara dokunmayın, yapışmayın diye uyarıda bulunmuştuk. (Gülüyorlar)

Konser sırasında boya devam etti mi peki?

Berke: Konser öncesi boya yapmayı kestiler neyse ki!

Grubu nerelerden takip edebilirsiniz!

Site – http://www.123theband.com/

Twitter – https://twitter.com/#!/123band

Facebook – http://www.facebook.com/123theband

Youtube – http://www.youtube.com/user/123fromistanbul

Röportaj
Alp Türkalp